Bugün tam 20 gün oldu; babamsız olan hayata alışmaya çalışıyoruz hep birlikte. Daha doğrusu onun yerinin dolmayacağını bilerek onun bıraktığı yerden hayatlarımıza devam ediyoru, etmeye çalışıyoruz. ..
1 Ekim 2014
28 Ağustos 2014
Daaannn!!!
"Seni çok iyi anlıyorum" dedim, ilk defa birini anlayabilmek için empati kurmam gerekmemişti ya da kendi yaşadığım zorluklardan yola çıkarak bi yerlere vardırarak söylememiştim bu cümleyi. Halbuki ne kadar garip değil mi, hep karşımızdakini bir nebze olsun rahatlatabilmek için kullanırız da içi boş kalır bu cümlenin.
Karşımdakinin o gün hissettikleri çook daha önceden hissetmiştim. Hatta o kadar uzun zaman olmuştu ki unutmuşum. Sanırım o şekilde görünce hatırladım, aynı şeyleri yaşarken neler hissettiğimi.
"Biliyorum... Peki nasıl katlandın?" Daaannn! Cidden nasıl katlanmıştım, nasıl unutmuşum onca şeyi? O güne kadar hiç düşünmemiştim, düşünme ihtiyacı bile duymamıştım ki. Aslında unutmamıştım, Yaradan öyle bir hafıza vermiş ki zaten hiçbir şeyi unutamıyorum; unutmak istesem de unutamıyorum. Farketmeden "Zaman!" diyiverdim bir çırpıda. "Zamanla alışıyorsun".
Sonra sarıldık, ağlaştık. Kendime değil; ona ağladım. Kendi başıma yeniden gelirse naparım diye değil; o alışıncaya kadar "zaman" denen o ilaç ona nasıl geçecek, onun için diye ağladım. Ağlayamadım da gerçi, düğüm oldu her şey boğazıma.
Düşündüm sonra "zaman her şeyin ilacı" derler ya cidden her şeyin ilacı.
Zati şu insan evladı bi' ölüme çare bulamamış da farkına varamamış; en güzel çare de zamanmış onun da farkına varamamış.
(Müzik dinleyerek okumak isterseniz fonda Düş Sokağı Sakinleri-Zaman Siler Her Şeyi olsun)
Karşımdakinin o gün hissettikleri çook daha önceden hissetmiştim. Hatta o kadar uzun zaman olmuştu ki unutmuşum. Sanırım o şekilde görünce hatırladım, aynı şeyleri yaşarken neler hissettiğimi.
"Biliyorum... Peki nasıl katlandın?" Daaannn! Cidden nasıl katlanmıştım, nasıl unutmuşum onca şeyi? O güne kadar hiç düşünmemiştim, düşünme ihtiyacı bile duymamıştım ki. Aslında unutmamıştım, Yaradan öyle bir hafıza vermiş ki zaten hiçbir şeyi unutamıyorum; unutmak istesem de unutamıyorum. Farketmeden "Zaman!" diyiverdim bir çırpıda. "Zamanla alışıyorsun".
Sonra sarıldık, ağlaştık. Kendime değil; ona ağladım. Kendi başıma yeniden gelirse naparım diye değil; o alışıncaya kadar "zaman" denen o ilaç ona nasıl geçecek, onun için diye ağladım. Ağlayamadım da gerçi, düğüm oldu her şey boğazıma.
Düşündüm sonra "zaman her şeyin ilacı" derler ya cidden her şeyin ilacı.
Zati şu insan evladı bi' ölüme çare bulamamış da farkına varamamış; en güzel çare de zamanmış onun da farkına varamamış.
(Müzik dinleyerek okumak isterseniz fonda Düş Sokağı Sakinleri-Zaman Siler Her Şeyi olsun)
23 Ağustos 2014
neşe > fondöten
İlk fondötenimi 23, ilk pudramı 25 yaşında aldım dersem makyaj ile aramdaki ilişkiyi gayet rahat çözebilirsiniz sanırım.
10 Temmuz 2014
Defterime kedi konmuş
Üniversitedeyken eskiz ve not defterlerimin kapaklarına birşeyler yazar çizer fabrikasyon kılıfından kurtarmaya çalışırdım. Boyaların üzerine koyucu yapmadığım için ya çantamı ya a elimde tutarken elimi boyardı.
4 Haziran 2014
Hesabı Alabilir Miyim Lütfen? ll Kişniş Şekeri
Son zamanlarda kendime garip bir huy edindim. Gittiğim yerin 2 şeyiyle çok ilgileniyorum:
1. Tuvalet tasarımı ( i'm an architect u know . Huh! Diye bakış atıyorum)
2. Hesabı sunuş biçimleri.
Bu ikisi, oturma alanındaki yaratmaya çalışılan konsept, vurgulanmak istenenleri hooopp bütünleyip önünüze sunuveriyor sanki.
Yemek fotoğrafı koymadan mekan önerileri yazmak istiyordum ki bu yeni takıntım hızır gibi yetişti imdadıma :)
İlk hesap sunuş fotoğrafı eski mekanlardan birinden, Zencefil'den olsun.
Hesabın yanında ismini hatırlayamadığım otların olduğu mis gibi kokan bir kase ve yaninda kişniş şekeri getiriyorlar.
Bahçesi "İstiklal Caddesi'ne bu kadar yakinken bu kadar sakin böyle güzel bir yer de mi varmış" diye bir hayli şaşırdım. Kendilerine has isimler verdikleri, farklı menülerini gördükten sonra, hesapla birlikte gelen ilk kez duyduğum "kişniş şekeri" için de "buraya has bir şeker mi ki?" düşünmedim değil.
(yolu buraya düşmeyip de Kişniş şekerini denemek isteyenler en sevdiğim tatlı dükkanı olan Ali Muhittin Hacı Bekir'den bulabilirler.)
1. Tuvalet tasarımı ( i'm an architect u know . Huh! Diye bakış atıyorum)
2. Hesabı sunuş biçimleri.
Bu ikisi, oturma alanındaki yaratmaya çalışılan konsept, vurgulanmak istenenleri hooopp bütünleyip önünüze sunuveriyor sanki.
Yemek fotoğrafı koymadan mekan önerileri yazmak istiyordum ki bu yeni takıntım hızır gibi yetişti imdadıma :)
İlk hesap sunuş fotoğrafı eski mekanlardan birinden, Zencefil'den olsun.
Hesabın yanında ismini hatırlayamadığım otların olduğu mis gibi kokan bir kase ve yaninda kişniş şekeri getiriyorlar.
Bahçesi "İstiklal Caddesi'ne bu kadar yakinken bu kadar sakin böyle güzel bir yer de mi varmış" diye bir hayli şaşırdım. Kendilerine has isimler verdikleri, farklı menülerini gördükten sonra, hesapla birlikte gelen ilk kez duyduğum "kişniş şekeri" için de "buraya has bir şeker mi ki?" düşünmedim değil.
(yolu buraya düşmeyip de Kişniş şekerini denemek isteyenler en sevdiğim tatlı dükkanı olan Ali Muhittin Hacı Bekir'den bulabilirler.)
Zencefil
Şehit Muhtar Mah. Kurabiye Sk. No:8 Beyoğlu
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

